Eğitim; bireye olumlu davranışlar kazandıran, bir mesleğin bilgi, beceri ve tekniklerini öğreten bir süreçtir. Eğitim; bireyin kişiliğini kazanması yanında; akılcı, bilimsel ve özgür düşünebilme yetisi edinmesinde belirleyici rol oynamaktadır.
Bir ülkenin kalkınması ekonomik, eğitsel, kültürel, sosyal ve politik etkenlere bağlıdır. Kalkınmada gerekli olan iş gücü eğitimle sağlanır. Türk eğitim sisteminin son 15 yılında insanımızın yaşam kalitesinin yükseltilmesine yönelik birçok çalışma yapılmış, buna bağlı olarak da eğitim alanında da toplumsal duyarlılık ve beklentiler artmıştır. Bunun için eğitimin en çok tartışıldığı ve beraberinde eleştirildiği bir dönemi yaşamaktayız. Bu tartışma ve eleştirilerin Türk eğitim sistemine olumlu katkılar sağlayacağı bilinen bir gerçektir.

Son 15 Yılda Eğitim Alanındaki Gelişmeler
Bütün eleştirilere rağmen son 15 yılda eğitimde özellikle fiziki altyapı ve teknolojide “sessiz devrim” gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu dönem eğitim alanında Cumhuriyet tarihinin en önemli adımlarının atıldığı ve 21. yüzyıl gereklerine uygun bir eğitim sisteminin örgütlenmeden, içeriğe ve yönteme kadar baştan aşağı yenilenme çabası içinde olunmuş nicel anlamda eğitim kabuk değiştirerek çağın standartlarına uygun hale getirilmiştir. Bu dönemde ki gelişmeleri 10 başlık altında toplayabiliriz

1.Eğitim Bütçesi
a.Cumhuriyet tarihi boyunca ilk kez merkezi yönetim bütçesinden en yüksek pay eğitim alanına ayrılmaya başlandı.
b.Toplam eğitim bütçemiz 2002 yılında 9,3 milyar TL iken 2018 yılında bu rakam %400’ den fazla arttırılarak tam 134,7 milyar TL’ye ulaştı.
c.Yüksek öğrenime ayrılan bütçe 2,5 milyar TL iken 2018 yılında bu rakam 15 kattan fazla arttırılarak tam 42 milyar TL’ye ulaştı.
d.Ar-ge yatırımlarına ayrılan bütçe 57 milyon TL iken 2018 yılında bu rakam %500’ den fazla arttırılarak tam 2,8 milyar TL’ye ulaştı.

2.Okul-Derslik Sayısı
a.Toplam okul sayısı 2002 yılında 43.000 iken 2018 yılın da %50 arttırılarak 65.000’ne çıkarıldı.
b.Derslik sayısı 2002 yılında 347.000 iken 2018 yılında %50 arttırılarak 680.000’e çıkarıldı.
c.İlköğretimde derslik başına düşen öğrenci sayısı 2002’de 36 iken 2018 yılında 24’e düşürüldü.
d.Ortaöğretimde derslik başına düşen öğrenci sayısı 2002’de 30 iken 2018 yılında 23’e düşürüldü.
e.Okullardaki spor alanlarının ve laboratuvarın sayısı iki kat arttırıldı.

3.Öğretmen İstihdamı
a.Son 15 yılda 600.000 öğretmen ataması yapılarak okullarda ki öğretmen sayısı neredeyse 3’e katlandı.
b.Öğretmen başına öğrenci sayısı 15 yıl içinde ortalama 21’den 15’e düşürüldü.

4.Ders Kitapları
a.Ders kitapları okullarda ücretsiz olarak dağıtılmaya başlandı.
5.Okullaşma Oranları
a.Son 15 yıl içinde okullaşma oranlarında büyük artışlar sağlandı. Genel olarak öğrenci sayısı %50 artarak 13 milyondan 18 milyona ulaştı.
b.Okul öncesi okullaşma oranı 2002 yılında %11 iken 2018 yılında %67’e yükseldi.
c.İlköğretimde okullaşma oranı 2002 yılında %90 iken 2018 yılında %96’a yükseldi.
d.Ortaöğretimde okullaşma oranı 2002 yılında %50 iken 2018 yılında %83’e yükseldi.
e.Kız çocuklarının okullaşma oranı 2002 yılında %66 iken 2018 yılında %90’a yükseldi.

6.Üniversite Eğitimi
a.Üniversitede okullaşma oranı 2 kat arttırılarak %20’den %40’a çıkarıldı.
b.Üniversitelerin sayısı 2,5 kat arttırılarak 73’den 181’e çıkarıldı.
c.Üniversitede okuyan öğrenci sayısı 4 kat artarak 2 milyondan 8 milyona çıktı.

7.Engellilere Yönelik Eğitim8.Yurt dışında Eğitim Gören Y. Lisans ve Doktora Öğrencileri İçin Burs Programı
a.Eğitimde engeller kaldırılarak ilk ve ortaöğretimde öğrenim gören engelli öğrenci sayısı 15 kat arttırıldı ve 24.000’den 360.000’e çıkarıldı.
b.Eğitime ulaşmada zorluk çeken öğrencilere yönelik taşıma hizmeti de 15 kat arttırıldı ve 7.000’den 100.000’e çıkarıldı.
c.Özel eğitim merkezlerine devam eden öğrencilerin tüm masrafları devlet tarafından karşılanmaya başlandı. d. 1929-2001 yılları arasında 9496 öğrenciye yurtdışında y.lisans ve doktora eğitimi görmesi için burs verilirken, 2002-2018 yılları arasında bu sayı 9231 olmuştur.

9.Meslek Lisesi Eğitiminde Atılan Adımlar10.Anti demokratik uygulamalar eğitim sisteminden çıkarıldı, özgürlük alanları genişletildi
a.2002 yılında meslek lisesi sayısı 2000 iken 2018 yılında %80 artarak 3600’a çıkarılmıştır.
b.Meslek lisesine devam eden öğrenci sayısı 2002 yılında 822.000 iken %100 artarak 1.700.000’e çıkmıştır.
c. Meslekî eğitime ayrılan bütçe 2002 yılında 743 milyon TL iken %1600 arttırılarak 12,5 milyar TL’ye ulaştı.

Kamu–Özel Sektör ve Eğitim

Eğitime milli bir mesele olarak bakıyorsak bu alanda devlet-millet bütünleşmesini de sağlamamız gerekiyor. Bunu hem eğitimin içeriğinde sağlamamız gerekiyor hem de fiziki yatırımlar alanında yapmalıyız. Bu alanda 2013 yılından itibaren ciddi adımlar atılmış 2013 ler de %3 ler seviyesinde olan Özel okul oranı 2018 lere geldiğinde %18 lere ulaşmıştır. bu eğitim camiası açısından sevindirici bir gelişmedir. Ancak özel okul alanın sağlıklı işlemesi ve beklenen katkıyı doğru bir şekilde verebilmesi için de devletin piyasa düzenleme, etkin denetim, etkin işbirliği, gerekli destek ve teşvik görevlerini de yerine getirmesi gerekiyor.
Yeni eğitim anlayışımızda bireylere bilgiler öğretme, öğrettiği bilgileri kullanma, bunları yaşama aktarma ve yeni durumlara uyum sağlayarak bilgiyi üretime dönüştürmek hedef olarak ele alınmalıdır. Bunun için okul çeşitliliği acilen ortadan kaldırılmalı, mesleki eğitim, bu işin çıktısını kullanan sanayi ve ticaret odalarıyla uygulama ağırlıklı olarak planlanmalı, fen liseleri bilim insanı yetiştirmeye yönelik yeniden tasarlanmalı, sayıları yeniden gözden geçirilmelidir. Çünkü bizim düşünen, akleden, üreten ve girişimci insanlara çok ihtiyacımız var.
Eğitimde kamu–özel sektör işbirliği eğitim ve iş dünyası arasındaki işbirliğine, dayanışmaya, görev ve sorumluluk paylaşımına dayanmaktadır. Kamu-özel sektör işbirliği ile yeniden yapılandırılan meslekî eğitim (meslek liseleri değil) hem ülkenin ekonomik kalkınmasında önemli bir motor görevi görecek hem de genç işsizliğin azaltılmasında önemli bir rol üstlenecektir. Meslek lisesi değil artık meslekî eğitimi yeniden yapılandırarak özel sektörün talep ve ihtiyaçlarına göre (çünkü meslekî eğitim doğrudan özel sektöre eleman yetiştirmektedir) yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Sürecin temel aktörleri, Milli Eğitim Bakanlığı ile Ticaret ve Sanayi Odaları ve firmalardır. Bu işbirliğinde, eğitimin pratik ayağı (3-4 gün) firmalarda, teorik ayağı ise (1-2 gün) meslek okullarında sürdürülmektedir.

Eğitim ve Planlama
Eğitim, nicelik anlamında ciddi atılımların yapıldığı bu dönemin ardından artık niteliğe ve eğitim kalitesini arttırmaya yönelmenin zamanı geldi Artık bugün eğitim, okulda öğrenilmesi gereken tüm derslerin ve öğretmen etkilerinin toplamından çok daha fazlası: Müzik, sanat, felsefenin yanı sıra kültür okuryazarlığı, çevresinin farkında olmayı öğrenmek; insanı tanıyıp yorumlayabilmek; küreselleşme, insan hakları, etik ve hukukun üstünlüğü konularında öğrencileri yetişkin hayatına hazırlamak olmalıdır. Öğrenmeyi teşvik edecek fiziksel şartlar, kurallar, roller ve ilişkiler bütünüyle birlikte okulun iklimi, değerleri ve vizyonu iyi bir eğitimin en önemli unsurları olarak da karşımıza çıkıyor.
Bir millet varlığını sürdürmek istiyorsa, milli ve yerli unsurlarla özgür bir şekilde yaşayacaksa, onu oluşturan bireylerin üretime endeksli kılınması gerekiyor. Özgür düşünce ve en önemlisi de bireylerin farklı yapılarının kabul edilmesi gerekir. Algı, dikkat, bellek, muhakeme etme, hayal kurma, sorun çözme, ilişkilendirme, soyut düşünebilme gibi… Bunlar önemli olduğuna göre nasıl geliştirilebilir? Bunların bireydeki farklılıkları nasıldır ve hangi boyuttadır? Bunlar nasıl bir ortamda gelişir? Bilgi aktarımı-tekrarıyla mı? Düşünce işlenerek mi? Araştırma yaptırarak mı? Problem üreterek mi? Yoksa bilinen problemleri bildik yoldan çözerek mi?
Her şeyden önce eğitimi kazananların ve kaybedenlerin olduğu bir yapı olmaktan çıkarmalıyız. Eğitim, çocukların ilgi ve yeteneklerini keşfeden, insan olmaya dair duyguların içselleştirmesini sağlayan, her insanın bir değer olduğu inancıyla yaşam akışı içerisinde insanlığa eserler veren, girişimci, üretken, kendisiyle barışık estetik duygusunu kazanmış, kendini keşfetmiş mutlu bireyler ve toplumlar yetiştirmelidir. Onun için Okullarımız, öğrenciler için gerçek yaşamın kendisini yansıtan, yapay “sınıf” duvarları arasına hapsetmiş değil, gerçek yaşamla iç içe olan mekanlar olmalıdır. Böyle olursa çocuklarımızda “Öğrenme enerjisi” harekete geçer, Öğrencinin ilgi alanına hitap edilir ve Merakının uyandırılması sağlanır.
Yukarıda ifade ettiklerimizi yapabilirsek, yenilikler bulan, üreten, ürettiğinden ve başarıdan zevk alan aynı zamanda da eksikliklerimizi ve yanlışlıklarımızı görme fırsatı bulacağız. Sonuç olarak; 21. yüzyıl insanının son düşünen insanlar olabileceği, beyin okumalarının yapıldığı, dünyanın tek ortak dile döneceği, rüyaların kendilerine gösterilebileceği düşünüldüğünde bilginin üretilmesi, kullanılması ve aktarılmasına yönelik her alanda (sosyal, siyasal, ekonomik vb.) değişmelerin yaşanması kaçınılmaz olacaktır. Bunun için dünyada rekabet edecek ve çocuklarımızı mutlu kılacak bir eğitim sistemini inşa etmek zorundayız. Bugün önemli görülen bilgilerin yarın hiçbir anlam taşımayacağı düşünüldüğünde tek çare olarak gençlerimizin nasıl düşünmesi gerektiği ve değişimler karşısında nasıl hareket etmesi gerektiğini öğreterek geleceğe hazırlamak zorundayız.

15. YIL MESAJI
ARTI EĞİTİM KALICI BAŞARIYI SAĞLADI

15. Yılını kutlayan artı eğitim dergisine teşekkür ediyorum. Var olduğu günden bugüne kadar eğitimin gündemini magazinleştirmeden, herhangi bir ideolojik kampa dahil olmadan sadece eğitim mecrasında kalarak tüm eğitimcilerin ve kamuoyunun gündemine getirmeyi sağlamış bir sektör dergisi olmayı başarmış ve bu başarıyı da kalıcı kılmıştır. Son 15 yılda eğitim alanında hangi gelişme olduysa bunu ilk önce artı eğitim dergisinden öğrendik ve orada tartıştık tartışmaya da devam ediyoruz. Bu tür çalışmaların hiç de kolay olmadığının hepimiz farkındayız artı eğitim ailesini 15 yıldır bir arada tutan Başta Cem Kaçmaz olmak üzere tüm çalışanlara teşekkür ederim inşallah nice 15 yılları birlikte kutlarız…