Üretim odaklı bir MİLLÎ MEKTEP’in inşası

Ahmet Akça

15.01.2018

Günümüz dünyası, çok hızlı bir değişim ve dönüşümün olduğu; bilginin üretilmesi, kullanılması ve aktarılmasına yönelik her alanda değişmelerin yaşandığı bir dönem içerisindedir. Bu dönemin özelliği, sosyal hayatımızdaki genel değişmelere temel olan eğitim alanında da birçok değişmeleri zorunlu hale getirmesidir. Çünkü bilgi toplumuna ulaşma sürecindeki bilgi tabanlı değişim hareketleri, bireylerin eğitimden beklentilerini de değiştirmiştir. Bu bağlamda, eğitime yeni bir tanım getirilmiş ve eğitim, “kişide kendi öğrenme profili hakkında farkındalık yaratılması yoluyla, daha üst zihinsel yeteneklerini ortaya çıkarıp geliştirmesi ve bu arada da değişen çevresel koşullara uyum gösterebileceği bilgi, beceri ve davranışları sürekli olarak güncelleyebilmesi için uygun öğrenme ortamlarının oluşturulma süreci” olarak görülmeye başlanmıştır.

Bulunduğumuz çağda ve dünyadaki bu değişimler karşısında ülkemiz 2023, 2053 ve 2071 vizyonunu ortaya koymuş, yönetim anlayışımız başta olmak üzere birçok alanda yeniden bir yapılanmaya girilmiş; eğitim alanında da zaman zaman değişikliğe gidilmiştir.

Bu değişikliklere rağmen; özellikle günümüzde eğitime dair kaygıların gittikçe arttığı bilinen bir gerçektir. PISA, TIMSS ve PIRLS gibi faydalanılabilecek araştırmalarla bizim gibi yüzlerce yıllık geleneği olan ülkelerin bile kendisine yeniden çekidüzen verdiği bir dönemde ülkemiz de gelecekte var olma adına daha büyük düşünmek zorundadır. Çünkü küresel güçlerin terör ve finans tehdidi altındaki bir Türkiye’nin durumu gerçekten zordur. Bizim işin felsefesinden başlayarak insan ve medeniyet tasavvurumuzu tüm kuramsal ve kurumsal alt yapısıyla ortaya koyma zamanımız gelmiştir ve geçmektedir.

İnsanın kalbinin terbiyesiyle başlayan aklın terbiyesiyle devam eden ve insanlığın yararına bilimi esas alan anlayışla birlikte vicdanla bütünleştirilmiş, maneviyatını ve millî değerlerini bilen "Hayata Dokunma" (Okul Öncesi Eğitim) dönemi,"Hayatı Okuma" (İlkokul) dönemi, "Hayatı Anlama" (Ortaokul) dönemi ve "Hayatı Yorumlama" (Lise) dönemlerinin birbirini tamamlayan bir anlayışla yorumlanmış yeni bir eğitim sistemine ve buna göre oluşan bir dünya düzenine ihtiyaç vardır!

Çevremize ve dünyaya baktığımızda birey olma, sosyal sorumluluk, hukuk, insan hakları ve özgürlükler açısından yol kat etmiş ülkelerin genellikle eğitim açısından gelişmiş ülkeler olduğunu görmekteyiz. Zikrettiğimiz bu kavramların tamamının şekillendiği iki yer vardır: aile ve eğitim sistemi. Eğitim sisteminin temel öğesi ise öğretmendir. Dolayısıyla, müfredat programı ne kadar mükemmel olursa olsun sitemin uygulayıcısı öğretmenlerdir. Okullar ise ne kadar gelişmiş donanıma sahip olursa olsun, okul sistemleri nasıl kurulmuş olursa olsun, bunları uygulayacak ve kullanacak olan öğretmen “çok iyi” yetişmemişse istenilen sonuca ulaşmak mümkün olmayacaktır.

Bunun için, millî bilinci yüksek, ülkesini kalkındıracak, nitelikli ve üretken bir nüfusun yetiştirilmesi ancak nitelikli ve erdemli eğitimciler ile olacaktır. Eğitimin genel başarısı asla öğretmenlerin başarısından daha fazla olamayacaktır. Öğretmenler ne kadar iyi yetişmişse sistem de o kadar başarılı olacaktır. Önemli olan yetenekli ve ilgili kişileri öğretmenlik mesleğine çekmek ve mesleği cazip hâle getirmektir. Bugün daha nitelikli öğretmenlerin yetiştirilmesine yönelik yeteri kadar gayretimiz yoktur. Biz başarının akıllı tahtalarla, tabletlerle ve bilgisayarlarla çözülebileceği inancını değiştirmek zorundayız.

Yeni eğitim anlayışımızda bireylere bilgiler öğretme, öğrettiği bilgileri kullanma, bunları yaşama aktarma ve yeni durumlara uyum sağlayarak bilgiyi üretime dönüştürmek hedef olarak ele alınmalı, eğitim sistemimiz girişimcilik ve üretim üzerine kodlanmalıdır. Bunun en güzel örneği robotların hayatımıza girmesi ve yaşamın her alanında kullanılabilir olmasıdır.

Robotların günlük hayatımızda ve iş dünyasında yaygınlaşmasının bir sonucu olarak herkes işinde ve hayatında yaşayacağı değişiklikleri gözden geçirmelidir. Zira dünyada robot ve ilgili teknolojilerde de bir patlama yaşanmaktadır. İş ve üretim süreçlerine entegre edilen robotlar fabrikaların üretim kapasitesini artırmakta, günlük hayatımızda bize kolaylıklar sunmakta, çocuklarımızı eğitmekte ve sosyal hayatımızı değiştirmektedir.


Dolayısıyla; “Mevcut eğitim anlayışımız ve ortaya koyduğumuz vizyonumuzla her alanda gelişmiş, üreten ve dünyada söz sahibi olan ilk on ülke arasında yer alabilmemiz için biz beklentimiz oranında neden başarılı olamıyoruz?” sorusunu bir an önce kendimize sormamız gerekmektedir. Ayrıca, “Okuduğunu anlamayan, öğrendiği bilgiyi yaşama aktaramayan öğrencilerin olmasında okullarımızdaki teknoloji kullanımının ve uyguladığımız müfredatın etkisi var mıdır?” sorusuna da bir an önce cevap vermemiz gerekmektedir.

Dünyamızdaki değişimlerin hızı çocuklarımızın büyüdükleri günlerde nelerle karşılaşacakları hakkında tahminde bulunmamıza izin vermiyor. Bugün önemli görünen bilgiler yarın hiçbir anlam taşımayabilir. Tek çare onlara nasıl düşünmeleri ve değişimler karşısında nasıl hareket etmeleri gerektiğini öğretmek olarak görünürken bulunduğumuz çağa göre çocuklarımıza vermek istediklerimiz ile onları nasıl yetiştirmek istiyoruz sorularının karşılığı mutlaka gözden geçirilmelidir.

Bu sorunların ve beklentilerin içerisinde özel okulların gelişim seyri ve katkıları nedir diye baktığımızda:
Ülkemizde özellikle son 15 yılda özel öğretim alanında çok büyük gelişmeler olmuştur.2002 yılında özel okullarda okullaşma oranı %1.74 (222.922 öğrenci) iken 2017 yılında bu oran %7.75 (1.255.470 öğrenci), okul sayısı açısından 2002 yılında %2.97 (1294 okul) iken 2017’de %14.95 (9547 okul) olmuş, Bakanlığımız tarafından da özel okulda okuyan öğrencilere teşvik sistemi getirilmiştir. Bu getirilen teşvik miktarı ve oran yeterli olmasa da özel okulların gelişmesine katkı sağlamıştır.

Türk Eğitim sistemi içerisinde öğrencilerin devlete maliyeti gün geçtikçe artmaktadır.2015 yılında bir öğrencinin ortalama maliyeti 5.000.TL iken 2017 yılında bu rakam yaklaşık 8.000 TL olmuştur. Özel okullarımız okuttuğu 1.255.470 öğrenci ile (1.255.470x8.000) kamunun her yıl 10.043.760.000 TL yükünü ailerle birlikte karşılamakta ve bu alanda da birçok personel istihdam etmektedir. Dolayısıyla özel okullar kamuya yük değildir, aksine kamunun yükünü alma açısından önemli bir hizmet vermektedir.

Sonuç olarak; Türkiye, yeni eğitim müfredatımızla birlikte kendi eğitim modelini oluşturarak çocuklarımız özgün; temel disiplinlere dayalı özgür hareket etmelerini ve düşünmelerini destekleyen, farklı yaklaşımları olan; esneklik, orijinallik, sanat ve sosyal aktivitelerle mutlu olmalarını önemseyen; kültürel köklerimizden ve medeniyetimizden beslenen eğitim ortamlarında yetiştirilmezse geleceğin dünyasında söz sahibi olmamız mümkün olamayacaktır. Bu bağlamda Nurettin Topçu’nun Maarif Davasında ifade ettiği ‘’Her şey okulda başlar ve okulda yıkılır’’ anlayışı çerçevesinde üretim odaklı bir ‘’MİLLÎ MEKTEP’’i inşa ederek, yaşam alanı olarak tasarlanan bir modelin oluşturulmasıyla milletimiz, düşünme ve üretim sahasında dünyada söz sahibi olacaktır. Bu konuda özel okullarımız da üzerine düşeni fazlasıyla yapacaktır.

Kaynak:http://www.egitimtercihi.com/okulgazetesi/20522-ahmet-akca-ueretim-odakl-bir-milli-mektep-i-insa-etmeliyiz.html


726 defa okundu...

Yazarın Diğer Yazıları

» Eğitimi yeniden düşünmek
» Yeni Türkiye’nin Eğitim Vizyonu
» Eğitimde değişim sürekli hale gelmeli
» GELECEK YILLAR ÖZEL OKULLARIN
» YENİ ÖĞRETİM YENİLİKLERLE BAŞLIYOR
» “Özel okullar, fedakarlık üzerine bina edilmiş kurumlardır’’
» MEB Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü I. EĞİTİM KONGRESİ

Yorum Ekle

Ad Soyad*
Eposta*
Başlık*
Yorumunuz*
Beni hatırla
* = Doldurulması zorunlu alanlar.
Bugünkü ziyaretçi sayısı   : 319
Toplam ziyaretçi sayısı     : 819804